BU BİR VEDA YAZISI DEĞİLDİR...
Hayatta bazı şeyleriniz çocuğunuz gibidir, onla büyürsünüz. Zamanla yaşamınızın bir parçası haline gelir. Akşam onla yatarsınız, sabah onla kalkarsınız. Gün içinde hep onla olursunuz. Hastalanır üzülürsünüz, neşelenince en kötü anınıza bile hayat verir. Ayrılığınızın anı bile çok uzun gelir.
Köy internet sitemizin kuruluşu 2006-2007 yıllarına rastlar. Çocuğumuz şimdi 4-5 yaşındadır. Köy derneğimizin kuruluşu gibi internet sitemizde benim için çok heyecan verici olmuştur. Açılan forumlar, paylaşılan resim ve videolar, haberler, büyüklerimizin ilk deneme yazıları, köy tarihçemiz, fıkralarımız, gurbetçilerimiz... Hep buradan öğrendik. Ölüm haberleri öğrendik hüzne boğulduk, düğün resimleri paylaşıldı mutluluğu paylaştık. Askerler uğurladık buradan büyük bir gururla. Başarı hikayelerini paylaştık mavi önlüklü, tırlamış yüzlü yayla çocuklarının. Göğsümüzü kabarttılar. Köyün sorunları dile getirildi, çorba da bizimde tuzumuz olsun diye hepimiz taşın altına elimizi koyduk. Üniversitelilerimizi paylaştık, röportajlar yaptık, bayram resimleri paylaştık, köyü gurbete taşıdık. Bayramı köyde yaşayamayan ama içi dışı köy kokan gurbetçilere yürek soğukluğu olduk.
Her yayla resmi paylaşıldığında heyecanımıza gözyaşı kattık. Projeler sunduk, bir gün meyve vereceğini umduğumuz tohumlar bıraktık toprağa. Usta yazarlar çıkardık, ayağı kara lastikli köy çocuklarından. Herkesin hızla uzaklaştığı gelenek ve göreneklerimize ışık tuttuk. Şiirler paylaştık, içimizde ne cevherler varmış meğer dedirten bize. Köy derneğinin faaliyetleriyle gururlandık bir zaman. Yıllarca hayalini kurduğumuz harmancığı hep birlikte başardık. Dernek pikniklerini, dernek gecelerini paylaştık resimlerle. Mesajlar yağdırdık, gencinden yaşlısına. Uzakları yakın ettik, aşılmaz sanılan engelleri düzlüğe çevirdik, köyü İstanbul’a, İstanbul’u köye taşıdık. Acaba okul yanıyla viraja, üçtaş başıyla dereye, hatta paçacıya bile bir web kamera koysakta hergün web sitesinden köyü, yaylayı canlı izlesek diye uçuk fikirlere ulaşacak kadar abarttık bazen. Duyurular yaptık sonra, düğün ve nişan davetiyelerinin ilk adresi olduk.
Her şey bir kalemle yazıldığı kadar kolay olmadı tabi, maddi sorumlulukların altına girdik. Bazen acımasızca eleştirdik site yöneticilerini, ağır sözler sarfettik, sineye çektiler. Yayınlanmayan her düğün resmi en büyük kabahatimiz oldu, Eyyubi sabırlara kaldık. Başsağlıkları diledik, cenazesinde olamadıklarımıza. Geçmiş olsun dilekleri ilettik, şifa dualarıyla birlikte.
Benim internet sitemizdeki maceram KÖY DERNEĞİMİZ VE BURS MESELESİ başlıklı yazıyla başladı. Derneğimizle yaptığımız istişareler sonucunda iki yılda 20 milyara yakın burs verdik. Sonra Akköy-Paçacı yolunu yazdık. Ardından köy okulumuzu kaleme aldım. Okul forması yaptırıldı, köy kütüphanesi kuruldu. Harmancıkla ilgili 4-5 yazı atmışımdır. Yazdığım her yazının takipçisi oldum. Ortaya attığım fikri, boşlukta bırakmamaya çalıştım. Akköy-Paçacı yolunu biraz insanların damarına basarak yazdım ki, insanların zoruna gitsin de faaliyete geçsinler, bu işi gurur meselesi yapsınlar diye. Harmancık yazılarına duygu yükledim, dalga geçilsin diye değil, Harmancığa daha çok kişi katılsın diye. Herkesin durduğu yerde, devam etmeye çalıştım. Yazılar durdukça, ben yazmaya çalıştım. Dernek yönetimiyle ilgili bir yazımın altına İnşaat Mühendisi ibaresi koymam, tüm yazılarımdan çok konuşuldu. Bu kendini beğeniyor diye. Oysa orada mesleğimi yazdım ki, Kolin tarafından kaile alınsın diye. Onun dışındaki tüm yazılarım Dursun ÇAK adıyla yazıldı. İlkokulda ayağımdaki ters giydiğim karalastikle hep gurur duydum yazarken. İki boklu danayla traşlamadan gelmek hayalleriyle yazdım yazılarımı.
Buraya şahsi meselelerimi taşımamaya çalıştım. Allah rahmet eylesin, Hüseyin TUNCER abiye bir geçmiş olsun yorumumla, kendi fikirlerimi ve yaşam tarzımı okuyanlara empoze etmekle itham edildim. Nasıl bir alaka kurulduysa artık! KEMALETTİN AYDIN’LA BİR DÖNEM DAHA yazdım, siyaset yalakası olmakla suçlandım. Köye geldiğinde vekilim diye elini öpmeye kalkanlar, gerek buradan gerekse telefonla beni arayıp, hakaret ettiler. Sonra Kemalettin AYDIN’ı Harmancıkta padişah gibi karşıladılar. Ben 7 yıldır yaylaya çıkmazken, yayla meselesinden bile laf yedim. Burslar hep bir elden çıksın, dernek bir dernek olsun ve hepimizin olsun dedim. Birlik-beraberlik çağrısı yaptım. Bu sefer başka birilerinin hakaretine uğradım.
Ben hiçbir yazımda kimseye bulaşmadım, hep bana bulaştılar, ben üstüne gittikçede mesele hep büyüdü. En son yazımda öyle oldu Temmuz 2011 de kaleme aldım. Yine hiçbir şahsi meseleyi karıştırmadan yazdım, yine bulaşmadan edemediler. Eleştirileri kabullenemediğimi söylediler. Onlara eleştiriyle iftiranın farkını anlatmak isterdim. Bugün köyde yaşananlarla ilgili beni eleştirebilirsin, yazdıklarımın iyi veya kötü olduğuyla ilgili de beni eleştirebilirsin, dernek yönetimi olarak iyi işler yapamadığımla ilgili de eleştirebilirsin. Ama bana hakaret edemezsin, bana iftira atamazsın, bana sahte hoca diyemezsin. Sana bu hakkı kimse vermiyor. Bunu sana söyletmem...
Her lafın altında kalsam, İYİ ADAM olacaktım. Her küfredene ALLAH SENDEN RAZI OLSUN desem, SAYGIN ADAM olacaktım. Haksızın karşısında duracağıma yanında olsam, HAKİKATEN OKUMUŞ KÜLTÜRLÜ ADAM olacaktım. Bugün okumuş olmak demek, annene babana hakaret edilince, okumuş diye susman gerek demek değildir. "O ne derse desin, sen okumuşsun sen sus!" lafını işitmek içinde okumadım ben. Okumanın en büyük suç olduğu köyde yaşıyormuşum meğer. Ben anne-babamı savunmasız bırakmak içinde okumadım. Ayrıca benim ne iyi adam, ne saygın adam, ne de okumuş adam olmak gibi bir derdim yok. Ben öyle olmak kaygısıyla yaşasaydım, o kadar lafı ağzıma almazdım. O kaygıyı sizler taşıyorsunuz ki, benim aklıma bile gelmeyen bu meseleyi hep gündemde tutmaya çalışıyorsunuz.
2007’den bu yana köy derneğinde olduğu gibi, sitemizde de sorumluluk üstlenmek, görev almak istedim. Bunu talep etmekte amacım ziyaretçi defterinde bazen onaylanacak yazı 2-3 gün kalıyordu. Onun dışında haber eklemek yetkim vardı, bu yetkiyi kendi yazılarım dışında hiç kullanmadım. Eleştirilen bir diğer nokta yazılarımı haber olarak girmekti. Burada da amacım hem sayfa zenginliğinin olması, hem de yazının daha çok kişiye ulaşmasıydı. O yazıları sonradan köşeme bile eklemedim. Bundan sonra bu iki yetkimin elimden alındığı söylendiği gibi alınmasa da ben bu yetkileri artık kullanmayacağım.
Acısıyla tatlısıyla, kavgasıyla muhabbetiyle, 4 yıl boyunca elimden geldiği kadar bu sitenin bir parçası olmaya çalıştım. Her tartışmanın ardından, yazmamaya niyet ettim, ama yarı yolda bırakmak olmaz diye sonra vazgeçtim. Bu yazı bile benim sitemizi ne kadar ciddiye aldığımın ve ne kadar önem verdiğimin bir göstergesidir. Şimdi anlıyorum ki, yolu çoktan yarılamışız. Yol bittiğine göre bizimde kendimize yeni yollar çizmemiz lazımdır. Eğer bir su akmaya niyet etmişse, sen onun önüne ne kadar set çekersen çek, o hep akacak mecraları mutlaka bulur. EĞER ALİ’NİN OYUNU HALA ÜÇSE VE ONCA YIL GEÇMESİNE RAĞMEN 4 OLMAMIŞSA, BENİM ÜÇ KEZ KÜSTÜRÜLDÜĞÜM YETER.
Dursun ÇAK
|