Köyler Ve Çöpler
Çöp, doğada üretim tüketim dengesi içinde işlevlerini yitirmiş her türlü madde atıkları, köy ise naturel hayat olarak kısaca tanımlanabilir. Bu tanımdan hareketle, üretim ve tüketimdeki hızlı değişimden etkilenen köylerde naturel hayat ve çöp kavramlarının çekişmesi başlamış, köyler ''kentli'' yaşam tarzına hazırlıksız yakalanmış, sosyal ve ekonomik sorunlar ile birlikte çevre sorunları da yaşamaya başlamışlardır. Çevre sorunlarının en önemlisi de çöp sorunudur.
Köylünün alışık olduğu bir yaşam biçimi vardı. Tarlasına ektiği mısır, buğday, lahana, fasulye, patates… Ve bahçesine diktiği elma, armut, kiraz, erik… Kendi ürettiği gıdalar ile beslenirdi. Köy yaşamının ayrılmaz parçası olan hayvanlar için bile özel yemler yiyecekler ekilir, tarlalar bahçeler hatta sofra atıkları hayvanlar ile paylaşılırdı. Akşam yemeğinden artakalan meyve sebze kabukları, sebze sapları, sofrada kalan yemek artıkları, birkaç parça ot, mısır sapı ilave edilerek, yarın için hayvanların yemini yiyeceğini oluşturuyordu. Çok olağanüstü bir durum olmadıkça, hayvanlar için çarşıdan yiyecek alınmazdı.
Yaşam tarzının mecburiyeti gereği; köylü, üretim-tüketim dengesini kurmuş, farkında olmadan çevre dostu bir hayat sürdürüyordu. Tarla ve hayvanlardan temin edilen yiyeceklerin, tüketiminde kullandıkları eşyaları da yine doğadan ağaçlardan yapıyordu; yoğurt külekleri, gufalar, küfeler, fıçı, yayık, kaşık, sepet… Beşik, hatta o beşikteki çocukların oyuncakları bile… Kullanılan eşyalar eskidikçe atıldıkları yerde çürür birkaç yıla kalmaz toprağa karışırdı. Hülasa; natürel bir hayat yaşanır, insan doğa ile barış ve uyum içinde yaşardı.
Bahsedilen ''köylü hayatın'', gerek mecburiyetten, gerek eskiye özlem duyanlarda hala kırıntılarını bulmak mümkündür. Zira yaşanan zaman unutulmayacak kadar yakın… Otuzunu bile doldurmadı. Ve ondandır ki emekli olan hali vakti yerinde kişiler; çocukluklarından bir türlü unutamadıkları naturel yaşamı, hayatlarının sonbaharında kurmaya çalışmaktadır. Geçmişe özlem duyup da ulaşamayanlar da, eskiden hayatın vazgeçilmez eşyalarının minyatürlerini çarşı pazardan alıp bir tarihi eser değerinde evlerinin bir köşesinde saklarlar. On beş sene önce satın aldığım yayığı hala saklamış olmam bundandır herhalde.
Neyse… Gel zaman git zaman nüfus artışı ile beraber köyler kentlere, kentler köylere taşındı. Kentte köy, köyde kent yaşanır oldu. Kentli ve köylü yaşam biçimleri birbirine girdi. Köyden kentlere gidenler zamanla kent kültürünü köylere taşıdı. Her şey o kadar hızlı oldu ki ne kentler köylü hayat tarzına hazırdı ne de köyler kentli hayat tarzına…
Ve plastik, köylere girdi. Ucuz ve pratik bir madde olan plastikten; sofradaki kaşık bardaktan yoğurt kaplarına, oyuncaktan giyeceğe her şey yapılmaya başlandı. Alışveriş çantalarının yerini poşetler, gufaların küfelerin fıçıların yerini plastik kaplar aldı. Çocukların tahta arabalarının yerini plastik oyuncaklar… Diş kaşıyıcılar dahi icat edildi. Tüketime odaklanan bir yapılanma içerisinde insanlar, bu pratik hayatı çabuk kabullendi. Hayat çok kolaylaşmıştı. Yoğurt koymak için küleğe, ayran yapmak için yayığa gerek kalmamıştı. Bunların hepsini birileri bizim için üretiyor ayağımıza kadar gönderiyordu. Hem de plastik, karton rengârenk kutularda… Durum böyle olunca ineğe de tarlaya da gerek kalmadı. Gerekli olan tek şey paraydı. Bu kolay ve rahat hayatta her şey o kadar pratik ve plastik olmuştu ki kelimeler dahi kısalmıştı: YE - İÇ- AT…
YE-İÇ-AT hayat tarzı sağlığımızı bozduğu gibi çevremizi de kirletti. Beş on yıl önce şehirlerin kenar semtlerinde görmeye alışık olduğumuz çöp yığınları köylere taşındı. Tüketime endeksli yeni hayat düzeni gereği, köylerde bakkallar çoğaldı. Artık şehirli gibi yaşamaya başlayan köylü için hiçbir eksik yoktu: Yol kenarlarında poşet torbaları, su şişeleri, oyuncak parçalarını görünceye kadar… Çöpler, bazen bir bisküvi kutusunda, bazen bir yoğurt kabında toplanıp kuytu köşelere atılsa da; bir yağmur ya da bir rüzgâr sonrası, ya derelere karışarak denizlere ulaştı, ya da köy içinde oradan oraya savruldu.
Yapılan araştırmalara göre; plastik şişe 1000 yılda, cam şişeler 4 bin yılda, plastik kaplı süt ve sakız 2-5 yılda, pil 100 yılda, plastik torba 10–20 yılda, alüminyum kutular 10–100 yılda, kâğıt 2–5 ayda, elma, portakal gibi meyve atıkları 5-6 ayda ayrışabilmektedir. Bununla birlikte lavaboya dökülen 1 litre sıvı yağ, suya karıştığında yüz binlerce litre suyu kirletebilmektedir.
Bu verilerin doğru ya da yanlış olmasını anlamak için, örneğin plastik şişe için 1000 yıl yaşamaya gerek yoktur. Hepsi üç aşağı beş yukarı bilimsel hesaplamalar sonucunda elde edilmiştir. Bu verilere inanmamız için geçerli bir sebep daha vardır: Mesela yirmi otuz yıl öncesine kadar köylülerin kullandıkları eski köy araç - gereç atıklarına bugün neredeyse rastlamak mümkün değildir. Çok iyi saklananlar ise tarihi eser niteliğindedir. Buna karşın köylere yirmi otuz yıl önce giren plastik ya da tehlikeli atıkların su kaynaklarına verdiği zararlar bir yana, sürekli yığılarak çoğaldığını görmek mümkündür.
Araştırmalar sonucunda hayat standardı yükseldikçe ailelerin ürettikleri çöp miktarları da artmaktadır. 5 kişilik orta gelirli bir aile günde 5kg yılda 1825kg çöp üretmektedir. Bu miktar köylere bu gün için fazla olabilir. Ancak, köylerde, kentli kültürünün yerleşmeye başlaması, hayvancılığın azalması ve hayat standardının yükselmesiyle birlikte çöplerin de artacağı kesindir. Bugün dahi çevremize baktığımızda; çocuk bezleri, kozmetik, yemek, plastik oyuncak, çikolata ve benzeri yiyecek ambalajları, eski elbise gibi ev atıkları… Gazete, mukavva kutu, yumurta kartonları gibi kâğıt karton atıkları… Dondurma kutuları, plastik bidonlar, plastik şişe ve kaplar gibi plastik atıklar… Pil, ampul, florasan lambalar, sprey kutular, boya ve tıbbi atıklar gibi tehlikeli atıkları, mahallelerimizde, yaylalarımızda, şenlik alanlarımızda görmek mümkündür.
Durdurulamaz bir tüketim çılgınlığı ile birlikte toplumsal değişim yaşanırken bütün bu problemlerin nasıl ortaya çıktığı da belli oldu. Her şeyde olduğu gibi bu konu da plansız değişimin sonucuydu. ‘’Kervan yolda düzelir.’’ atasözünü çok benimsediğimizden olacak ki, tüketirken maalesef bu konuları hiç düşünmedik. ''Hele problemleri bir görelim sonra bakarız.'' dedik. Yıllar önce İstanbul Ümraniye’de çöp dökülen alanda patlama olmuş onlarca insan hayatını kaybetmişti. Bugün için köylerde böyle büyük çaplı sorunlar olmayabilir. Ama yarın için bir başka şekli ile de karşımıza çıkmayacağının garantisi yoktur. Her geçen gün metrekareye düşen insan sayısı artmaktadır. Dolayısıyla tüketirken ürettiğimiz çöpler konusunda, toplumsal bilince ve projelere ihtiyaç vardır. Her şeyden önce çöp konusunu yediden yetmişe herkesin bir sorun olarak kabullenmesi gerekmektedir.
Kilometrelerce uzaklardan gelen gıdaların bozulmaması ve uzun süre saklanabilmesi için mutlaka kutulara, ambalajlara ihtiyaç vardır. İnsanlara düşen görev; bu ambalajların geri dönüşümünü sağlayarak, sağlıklı bir çevre için sorumluluk almaktır. Her köye bir çöp arabası tahsis edilemeyeceğine göre; toplum kısmen devlet imkânları ile ama özellikle kendi iç dinamitleri ile bu problemi çözmelidir.
Özellikle okullarımızda kampanyalar, projeler yapılarak hem genç kuşakların daha bilinçli ve duyarlı yetişmesi, hem de büyüklerin sorunu sahiplenmesi sağlanabilir. Uzman kişiler tarafından belirlenen geçici ya da kalıcı çöplükler planlanıp geri dönüşüm çalışmaları yapılabilir. Şehirlerdeki gibi belli noktalara çöp kutuları koyularak, çöpler çeşitlerine göre ayrı ayrı toplanarak geri dönüşümü sağlanabilir. Gıda atıkları için, bugün kısmen eski komşuluk kültürü çerçevesinde uygulanan yiyecek atıkları için daha sistemli projeler geliştirilerek hayvanları olanlara verilip çöplerin anında geri dönüşümü sağlanabilir. Sağlık sorunlarında olduğu gibi bu sorunun da ana çözüm noktası: Birkaç köyün yararlanacağı çöplükler belirlenip, çöplerin ihtiyaca göre belli dönemlerde bir merkeze toplanmasıdır.
Çöp sorunu çözülemeyen köylerde önlem alınmazsa; çöpleri, ne kadar saklasak, ne kadar kuytu yerlere atsak sonuç değişmeyecek, tıpkı tozun halının altına süpürülmesi gibi bir gün mutlaka karşımıza çıkacaktır. Bu durumu önlemenin yolu; insan - çevre sağlığı ve geleceğimizi kirletmemek için çöplerin ve atıkların sahiplenilmesidir.
İnsanı yaşatan çevreyi yaşatmak için daha duyarlı bir toplum olmamız dileğiyle…
Nihat ŞAHİN
Oca'10
|