Daha önce de duyurmuştuk. Bundan sonra hayatımızın içinde yer alan, iz bırakmış, örnek alınacak karakterlere veya bir mevkiiye sahip, toplumda bizleri temsil eden veya bir şekilde unutulmuş, insanlarımızla, toplumun her kesiminden insanlarımızla sizin için söyleşiler yapacağız diye. Bu doğrultuda değerli Hocamız Mehmet UZUN ile ilk söyleşimizi gerçekleştirmenin mutluluğu içindeyiz. Hocama içten verdiği cevaplar için çok teşekkür ediyoruz. Gönül ister ki saatlerce konuşup onun engin bilgilerinden yararlanmasını bilelim. Ancak Hocamın zamanı kısıtlı olduğundan ve onu fazla yormak istemediğimizden sorularımızı kısa tuttuk. İnşallah farklı konularda ileride de söyleşi yapma fırsatımız olur.
Şimdi Mehmet Uzun’un İskender TOPAR ile yaptığı röportajı yayınlıyoruz.

İ.TOPAR : Hocam öncelikle bizleri kırmayarak bu fırsatı tanıdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Öz Geçmişinizi anlatır mısınız. (Mesela Çocukluğunuz nasıl geçti, Okul Yıllarınız nasıldı, Hangi Okulları Bitirdiniz, Meslek Hayatınızda bu zamana gelinceye kadar nerelerde çalıştınız, )
M.UZUN : 49 yaşındayım. Aslen 8 Ocak 1958 doğumluyum. Ailem askere geç gidebilmem için nüfus cüzdanına 24 Şubat 1963 doğumlu olarak yazdırmış, Ancak daha sonra yaş tahsisi nedeniyle 24 Şubat 1959 doğumlu olarak düzelttirdim.
Bu olayla ilgili anımı anlatmak istiyorum. Ailenin en büyük çocuğu olduğum için Günyüzü Köyü İlkokulunu bitirdikten sonra babam beni okula göndermek istemedi. Ben ise okumayı çok istiyordum, babama okula gitmek istediğimi söyledim. Babam bunun üzerine bana oğlum sana biraz daha keçi alalımda sen onları yay (otlat); kardeşlerini okuturuz dedi. Ben ağlayınca dayanamadı ve beni bir Cuma günü evrakları hazırlayıp okula kayıt ettirmek için Doğankent Ortaokuluna götürdü. O gün kayıtların son günüydü. Okul katibi Allah rahmet eylesin babama bu çocuğun yaşı tutmuyor dedi ve bizi okul müdürü olan Hüseyin Bal’ın odasına götürdü, Müdür bey diplomamı aldı ve 1963 doğumlu olduğumu görünce başını sağa sola salladı “Bu çocuğun yaşı tutmuyor.” dedi, babam müdüre ya müdür bey çocuk bu, işte bu da diploması peki soruyorum size diplomayı bu çocuğa ben mi verdim deyince Müdür “Haklısınız ama onu bu şekilde okula kayıt yaptıramayız çünkü bu yaş ilkokula kayıt olma yaşında görünüyor. Bu durumu düzeltmek için kendi kendinizi mahkemeye verin ve yaş tahsisi yaptırın, mahkemenin vermiş olduğu kâğıdı bana getirin kayıtların günü geçse dahi ben bu çocuğu okula kaydedeceğim.” dedi. Ve böyle bir olayla ortaokul hayatım başlamış oldu. Ortaokulu Doğankent Ortaokulunda tamamladıktan sonra Giresun İmam Hatip Lisesi’ne kayıt oldum ve 1977 yılında mezun oldum.
Aynı yıl Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Öğretmenliğini kazandım. 1980 yılında Sosyal Bilgiler Öğretmenliğinde mezun olduktan sonra, 12 Eylül darbesi olduğu için öğretmen atamaları 1,5 yıl yapılmadı ve ben de bu süre zarfında Ankara’da muhasebe bürosunda çalıştım. Nihayet 24 Şubat 1982 tarihinde Bingöl ili Merkez Ortaokulunda depo tayini ataması yapıldı. 15 Mart 1982 tarihinde Bingöl Merkez İmam Hatip Lisesine atandım 5 sene yedi gün bu okulda görev yaptım. 1987 Martında Giresun Bulancak Güney Köy Ortaokulu Müdürlüğüne atandım. Ve burada 3 yıl kadar çalıştım.1990 senesinde Tirebolu Kovanpınar Ortaokulu Müdürlüğüne yatay geçiş yaptım. 7 ay burada müdürlük yaptıktan sonra İstanbul’a tayin istedim. İstanbul’da Beykoz 60.yıl okuluna tayin çıktı ve bu okulda göreve başladım. Bir yıl öğretmenlik yaptım ve yine aynı okulda Müdür Başyardımcılığı olarak görevime devam ettim. 1997 yılında Beykoz Şehit Adil Doğan İlköğretim Okulu müdürlüğüne tayin edildim. Yaklaşık 8 yıl bu okulda çalıştıktan sonra 16 Nisan 2005 tarihinde Beykoz Gümüşsuyu Fatinhoca İlköğretim Okuluna naklen atandım. Bu göreve 16 Haziran 2007 tarihine kadar devam ettim ve emekli oldum. Emekli olduktan kısa bir süre sonra halen görev yapmakta olduğum Sultan Beyli Özel Bilgi Çağı Kolejinden teklif aldım. 3 Eylül 2007 tarihinden bu yana okul müdürü olarak burada eğitim ve öğretime devam etmekteyim.
Allaha hamdolsun hayat bir su gibi akıp geçiyor ve tüm bu güzellikleri başta annem, babam ve beni hayata hazırlayan öğretmenlerime borçluyum. Onların ellerinden öpüyorum. Öğretmenlerimden şayet ahirete intikal eden olmuşsa; Allahtan rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ diyen Hz Ali öğretmenlik mesleğinin ne kadar kutsal olduğunu ne güzel izah etmiştir.
İ.TOPAR : Kaç Çocuğunuz Var, Ne iş yapıyorlar
M.UZUN : 3 çocuğum var; en büyüğü öğretmen, ondan bir küçüğü mühendis ve yüksek mühendislik için ABD’de yüksek lisans yapıyor. En küçüğü ise üniversitede,
İnşallah ülkemize ve milletimize hayırlı birer birey olarak hizmet ederler.
İ.TOPAR : Burada Yaşamaktan Memnun musunuz ?, Neden Özellikle Beykoz ? Bu şehrin sizi cezbeden özellikleri neler ?:
M.UZUN : Teşekkür ederim. Ben Tirebolu’dan İstanbul’a tayin istemeden önce Kürtün( Uluköy) ortaokulu müdürlüğü boştu. Bana oraya tayin iste dediler önce dilekçe ve gerekli evrakları hazırladım. Ancak kendi kendime düşündüm çocuklar büyüyorlar okul ve iş imkanı olmaz düşüncesiyle hazırladığım evrakları iptal ettim. Ve İstanbul yaşamaya ve oraya tayin aldırmaya karar verdim. İstediğim çıktı Beykoz da ikamet etmemin sebebi biliyorsunuz İstanbul’a ilk gelenler nerelere yerleşmişlerse sonrada gelenler onların yanına gelip yerleşmişler. Birde babam 1989 bir ev almıştı. Ve bu evin Beykoz da olması benim burada oturmama vesile oldu, burada oturuyorum çünkü Beykoz’un her neresine baktığımda havası, suyu, ormanı, denizi bana bizim oralardan bir parça gibi geliyor.
İ.TOPAR : Yaşamak için Niçin Memleketi Tercih Etmediniz ? :
M.UZUN : Yukarda söyledim bizim köyümüzde okul ve iş imkanı mevcut değildir özellikle o zamanlar daha da zordu. 1990 da harşit deresinin kabarması sonucu bir çok evi sel götürdü Kürtünle Eymür arasındaki ulaşım kesildi hatta sel olduğu gün Eymür’den Harşit’e geldim bizim köyde 6-7 kişi ile köye gitmeye karar verdik akşam 19.00 gibi yola çıktık sabaha karşı saat 4-4.5 gibi Şadı Köyü üzerinden üst hıdır granından zor şartlarda evimize ulaştık. Sabah gördüğümüz manzara ürkütücü ve korkutucu idi. Dere boyundaki birçok evden eser kalmamıştı. İnsanlar mağdur olmuştu. Yüce Allah böyle felaketleri bir daha yaşatmasın.
İ.TOPAR : Memleketinizde en çok özlediğiniz şey nedir. Hiç unutamadığınız bir anınız var mı?
M.UZUN : En çok özlediğim yazın yaylada ve güneşli ve hafif rüzgârlı bir havada çıplak ayakla çimenler üzerinde yürümek. Soğuk oluktan doya doya su içmek, çamların altında uzanıp istirahat etmek. Bizim çocukluğumuz kendi köyümüzde geçti. Acısıyla tatlısıyla birçok anılarımız oldu. İnsanlar doğup büyüdüğü yerleri zaman zaman çok özlüyor.
İ.TOPAR : Son yıllarda İstanbul’daki nüfusumuz hızla artıyor, fakat bu beyin göçü yönüyle değilde beden göçü yönüyle oluyor. Sizce bu durum İstanbul’daki geleceğimizi nasıl etkiler ? Bu konudaki çözüm önerilerinizi bizlerle paylaşır mısınız ?
M.UZUN : Aslında bizim insanlarımız kendi dış dünyasına açılmada geç kalmıştır. İstanbul’un yerlisi yok denecek kadar azdır. Bugün en önemli iş merkezlerinin kurulduğu alanlara yıllar önce gelenler yerleşmişler bir bavulla gelenler iş adamı olmuşlar çünkü balık gölde büyür misali zamanında İstanbul’a gelip yerleşenler bu şehrin nimetlerinden fevkalade faydalanmayı bilmişler.
1990 yılında İstanbula geldiğimde çok az törnüklü vardı gelen üç beş ay çalışıp giderdi, yerleşmeyi pek düşünmezlerdi. Hatta iki araba odun yapsak buradan iyi diyen bil oldu. Ancak bir müddet sonra taşıma su ile değirmenin dönmeyeceği görüldü. Genç nesiller kalıcı işlere girmeye veya eş ve çocuklarını getirmeye başladılar. Bunun en güzel göstergesi düğünler ve pikniklerdeki kalabalılaşma. Kaynarca, Taşdelen, Beykoz, Ayazağa Kartal vb yerlerde yerleşmiş hemşerilerimiz var keşke tüm hemşerilerimiz aynı yakın ilçede olsalardı o zaman daha mükemmel dernek faailiyetleri olurdu .
İ.TOPAR : İstanbul nasıl bir şehir ? İstanbul’da Törnüklüler in birlikteliğini nasıl buluyorsunuz sizce yeterli mi? Derneğimiz bu birlikteliği sağlayabiliyor mu, önerileriniz?
M.UZUN : Aslında İstanbul bana pek gurbet olarak gelmiyor çünkü köyümüzden hemen hemen her evden bir kişi var buradaki törnüklüler olarak birlikteliğimizi gösteriyoruz zaten, derneğin en büyük hedefi de buydu. Bazen köydeki karşılıklı oturup konuşmalardan meydana gelen olumsuzlukların etkisi buraya yansısa da çok etkili olmuyor. Çünkü biz köyümüzde doysaydık buraya gelmezdik hepimiz köyde kalsaydık köyümüze sığmazdık. İstanbul’da adam gibi çalışan hiçbir zaman aç kalmaz İstanbul diğer şehirlere göre pahalı değil, ulaşım ve kira yönünden biraz sıkıntı var. Her şeyi ile ben İstanbul’u seviyorum sağlık ve iş alanı bakımından bol bir şehir kısaca taşı toprağı altın;
Derneğin kuruluşuna çalışmalarına emeği geçen herkese çok teşekkür ederim güzel geceler ve piknikler düzenlediler ramazanda il içi ve il dışı ziyaretler yapılırsa güzel olur birlikten kuvvet doğar
İ.TOPAR : Bir eğitimci olarak köyümüzdeki eğitimi ve köy halkımızın eğitime yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz ? Bu konuda eleştiri ve önerileriniz var mı ?
M.UZUN : Ben uzun zamandır köyden uzaktayım ancak köyle bağımı koparmadım 1960-1970 yıllara şöyle baktığımızda eğitime daha çok önem verildiğini gözlemliyorum. O zamana göre imkanlar daha çok şimdi. Köyden harşit ve kürtüne çocuklar okula gönderilirdi. Tek göz sağlıksız bir oda veya bir bodrum katı kiralanır. Bir bakkal birde fırın gösterilir oku denirdi. Elektrik de yoktu. İnsanların ekonomik düzeyi çok düşüktü. Alım gücü yoktu. O şartlarda çocuğun okuması beklenirdi.
Şimdilerde durum çok farklı. Yatılı İlköğretim Bölge Okulları ve özel yurtlar sayesinde bu olumsuz şartlar artık yok. Özellikle de çocukların ailelerin yanında okula gitmesi başarıyı da beraberinde getiriyor. Şuan okuyan çok genç var. Bizim zamanımız gibi değil. Dolayısıyla bu imkânlara sahip gençlerimizden daha üst düzeyde başarıları beklememiz de kaçınılmaz.
İ.TOPAR : Okulunuz hakkında kısa bilgi alabilir miyiz?
M.UZUN : Okulumuz 1994 yılında Sultanbeyli de açılan ilk özel okuldur. Anasınıfından lise son sınıfa kadar öğrencimiz vardır. Daha önceden var olan oks sınavlarında çok sayıda öğrencimiz fen lisesi ve Anadolu liselerine yerleşmişlerdir. Lise öğrencilerimizden de çok sayıda öğrencimiz bugün itibariyle ülkemizin her tür branşta üniversiteye yerleşmişlerdir ve inşallah ülkemize hayırlı işler yapacaklardır.
Okulumuzun yaklaşık olarak 320 tane öğrencisi vardır çocuk eğitimi sevgi ve şefkat isteyen bir iştir. Onların dünyasına girebilmek için büyük özveri sarfetmek gerekiyor. Tüm çocuklarımıza balık yemeği değil tutmayı öğretmeliyiz. Öğretmenler öğrencilere kuru bilgiler yükleme yerine onlara bilgiye ulaşabilme yollarını öğretmelidir. Kısaca rehberlik yapmalıdır. Okulumuz da sınıf mevcutlarımız 24 kişiyi aşmamaktadır. Kaliteli ve bilişim teknolojisiyle eğitim yapılmaktadır. Yılda OSS ve SBS ye hazırlık için en az 10 tane deneme sınavı yapılmaktadır buda çocukların sınavlarda başarısını olumlu yönde etkilemektedir.
İ.TOPAR : Uzun bir eğitim hayatı, mükemmel bir mesleki birikim ve örnek alınan bir kişilik olarak eminiz siyasetçilerin gözü üzerinizdedir. Saffet UZUN Ankara Milletvekili Adayı idi, Şaban UZUN Dernek Başkanımız. Sülale olarak bu konuda bir eğilim var gibi. Bu mana da siyaseti düşünüyor musunuz ya da bu konuda talep oldu mu ?
M.UZUN : Şahsen hiçbir siyasi teşekkülün içinde bulunmadım ama Türkiye de yaşayan herkes istese de istemese de günlük siyasetin içinde fiilen bulunuyor. 1970 tarihinden itibaren Türkiye siyasetini yakından takip ediyorum. Emekli olduğum zamandan beri siyasi parti yönetimlerinden teklif aldım, ancak yeniden eğitim içinde yer aldığım için şimdilik siyaseti düşünmüyorum. Bu yolda emek verenlere, uğraşanlara başarılar diliyorum.
İ.TOPAR : Genç beyinleri sadece eğitmekle kalmayıp aynı zamanda örnek alınacak ve saygı duyulacak bir tavır sergilediğiniz için size çok teşekkür ediyoruz. Bu doğrultuda gençlerimize öğütleriniz neler olacak ?
M.UZUN : Ben tüm gençlerimizin planlı, düzenli ve hedef belirleyerek çalışmalarını öneriyorum. Bu yönde hareket ettikleri sürece çalışmalarının karşılığını alacaklarını bilmelerini istiyorum.
Çağımız teknoloji ve bilişim çağıdır artık çocukları köye gitsede iş bulma imkanı, okuma imkanı ve sağlık problemimizi çözme imkanımız zor onun içinde mutlaka okumalı ve yönetilen değil yöneten olmaya çalışmalar gerekir. Ancak köyü ilede irtibatını kesmemelidir. Allah ilmi isteyene, malı istediğine verir.
Allahın ilk emri oku olduğunu unutmamaları gerektiğini ve çok okumalarını temenni ediyorum.
İ.TOPAR : Geleceğe Yönelik Beklentileriniz Neler ? (Köy hakkında, kendiniz hakkında, ülkemiz ve dünya hakkında)
M.UZUN : Allaha hamd ediyorum dünyada ne istedimse hemen hemen nasip oldu kendim için pek fazla bir şey istemiyorum. Ancak gençlerimiz ve çocuklarımız için kalkınmış bir Türkiye, okumuş bir nesil, geleceğe umutla bakmasını bilen bir gençlik, barış kardeşlik ve insanca yaşanan bir vatan, zayıfların ezilmediği bir dünya temenni ediyorum.
İ.TOPAR : Köyümüze ve köylümüze mesajınız ?
M.UZUN : Aslında dünya küçülüyor, ülkeler birleşiyor, ekonomik ve siyasi bloklar kuruluyor. Ancak ne ilahi hikmetse bizim köy oğul atan arı gibi hep bölünüyor. Bölündükçe zayıflıyor etrafındaki köyün taşınmazlarına göz dikenlerin iştahını kabartıyor.
Kavraz barajını kuşbakışı görecek villalarımız ve otellerin hayallerini kuruyorlar. Aslında biz görür müyüz bilmem ama torunlarına zemin için fırsat kolluyorlar. Mahallerimizin ayrı dahi olsa hala kimin kimden niçin ayrıldığına pek aklımda sarmıyor çünkü herkes bir birinin yakın akrabası ve tuz ekmek komşusu inşallah ayrılık yerine birlik beraberlik olur.
İ.TOPAR : Hocam sitemiz Hakkında Düşünceleriniz ve önerileriniz neler?
M.UZUN : Siteyi kuran geçlere çok teşekkür ederim. Gerçekten büyük emeklerle kurulan bu sitenin zenginleştirilmesini istiyorum. Çağımız teknoloji çağı bu nimetlerden yararlanmak bizim hemşerilerimizin hakkıdır.
Köyümüzde daha önce yaşamış ve şimdi hayatta olmayan insanlarımızın fotoğraflarının sitede yayınlanmasını istiyorum.
İ.TOPAR : Eklemek istedikleriniz?
M.UZUN : Bana bu fırsatı veren site yönetimine teşekkür ederim. 2009 yılının tüm milletimize insanlığa ve özellikle İslam alemine sağlık mutluluk ve barış getirmesini Allahtan niyaz ederim.
İ.TOPAR : Hocam, sorularımıza verdiğiniz samimi cevaplar ve bizlere bu fırsatı tanıdığınız için asıl biz size teşekkür ediyor; bundan sonraki yaşamınızda ve mesleki hayatınızda sağlık mutluluk ve başarıların sizlerle olmasını diliyoruz.
|