Ana Sayfa Foto Galeri Video Galeri Haritada Törnüklüler Radyo Dinle Soy Kütüğü Ziyaretci Defteri İletişim
Menü
Ziyaretci Defteri
Yaz Oku
Üyelik
 :    
 : 
İçerik
    İcerik
  • İlçemiz
  • İlimiz
  • Yararlı Linkler

  •     İşlemler
  • Haberler
  • Konuşan Fotolar
  • Söyleşiler
  • İlimizden
  • Sağlık
  • Aktüel
  • Duyurular
  • Ülkemizden
  • Yönetim

    MailYönetim
    WebMail Sistemi Yönetim Paneli
    Sayaç
    Aktif Ziyaretçi : 7
    Dün : 192
    Bugün Tekil : 117
    Bugün Çoğul : 827
    Toplam : 224432
       Bölüm : Haberler - Okul                            
    ...

     
    BİR KÖY VARMIŞ, BİRDE OKULU
     
       Geçtiğimiz kurban bayramını köyümüzde geçirdim. İş yoğunluğum nedeniyle Kurban bayramının 10 gün öncesinden izne ayrılmış, sonbaharın o enfes manzarasının köyüme yansımalarını gözlemleme ve sevdiklerime kavuşma hasretini derinden hissetmiştim.
     
       Köye gidip gelenlerden hep aynı şeyi duyduğum için; açıkçası ön yargılarla köye çıktım. Duyduğum şey ise şunlardı.
    -         Köyün eski tadı-tuzu yok.
    -         Köyde İSTANBUL GİBİ olmuş.
    -         İnsan komşusuna bile gidip gelmiyor.
    -         Öyle köyde durmaktansa, böyle şehirde durmak daha iyi.
    -         Herkeste bir mal-mülk sevdası almış başını gidiyor.
       Bu ve benzeri sitemler uzayarak gidiyordu. Ben köye çıkınca bu önyargılardan biraz erken kurtuldum. Çünkü köye çıktığım gece inanılmaz bir yağmur yağmış bu da yol ve su arkında ciddi tahribatlar yapmış, köylüler (en azından bizim tarafta) insanların birbirlerine yardımlarını gözlemleme fırsatı bulmuştum. Havalar ilk günler soğuktu. Sonra biraz normalleşti. Özlemiştim köyümü, insanlarını, havasını, suyunu kokusunu. Uyandığımda Kürtün’den aşağısını, Doğankent’ten yukarısını, kurban tepesinden altını seyretmek çok güzel bir duyguydu. Köyde hiç mühendis tavrı takınmadım. Buna da hiç gerek duymadım. İnekleri sulamaya götürdüm. Küçük çocuklarla sohbet ettim. Büyüklerle, yaşlılarla, ihtiyarlarla, arkadaşlarla sohbet etme fırsatı buldum. Gençlere tepeden bakmadım. Bir çoğuna ABİ diye hitap ettim.
     
       Köyde kaldığım günlerde bir çok şeyi gözlemleme fırsatım oldu. Mesela köy obuzundaki çeşmenin suyu akmıyordu. bunu görünce duygulandım. Halbuki yanındaki tahliye suyu sonbaharında bereketiyle dere gibi akıyordu. Çeşmenin başına baktım sonra… Yazın gölgelik yapan yaykın (kızıl ağaç yada ardıç ağacı) ağacıda yerinde yoktu. Kesilip pancar tarlasına boğaz olarak konulmuştu. Çok şaşırmıştım. Evlerimizin içi, incik boncukken kocaman bir köy çeşmesi ne haldeydi?
     
       KÖY CAMİSİ AYNIYDI, AMA KÖY EVLERİ AYNI DEĞİLDİ. EVLERİN BOYU CAMİYİ ÇOKTAN GEÇMİŞTİ. Yar yanından okul yanına kadar, su içebileceğimiz bir tane çeşme bile yoktu zaten hiç olmadı. En şaştığım şeyse bakkallarda hazır suyun satılmaya başlanmasıydı. Gülümsemekten kendimi alamadım. Ben hep zehir olsa yine köyümün suyunu içer, asla hazır suya tenezzül etmezdim. Yağan şiddetli yağmur , köyde inanılmaz yol aşınmasına sebebiyet vermişti. Buda kanal sorununun köy ve köy yolu için önemini ortaya koymuş, günübirlik çözümlerinse hiçbir işe yaramadığını gözler önüne sermişti. 24 Kasım Öğretmenler Günü de tatilime denk gelmişti. Muhammet Ten’le birlikte öğretmenlerimizin günü kutlayalım mı diye bir fikir geçti içimizden. Bir çiçek yada çikolata için Serbülent Abi’nin dükkanına girdik. Meğer o da OKUL-AİLE BİRLİĞİ BAŞKANI’ymış. Biraz okuldan konuştuk. Köylünün okula duyarsızlığından dert yandı. Haklıydı. Köylü okuluna duyarsızdı. Çam sakızı çoban armağanı bir hediyeyle okula vardık.
     
       Orda bir okul vardı uzakta.
       O okul bizim okulumuzdu…
     
    Köyümüzün içindeki okul, köylümüze o kadar uzaktı ki; adeta kendi kaderine terkedilmişti. En azından o izlenimi veriyordu. Halbuki o okul; o köyün yarınıydı. O okulun öğrencileri, yarının doktoru, mühendisi, hukukçusu, öğretmeni, tüccarı olacaktı. Bu çok büyük bir sorundu. Bir köyün eğitim yuvasının köyden adeta çok uzakta bir yapı görünümünde olması gerçekten vahimdi. Köylünün okul yanı dışında okul kelimesini kullandığı bile yoktu. Ya o okulun öğretmenleri... Kim bilir hangi umutlarla, hangi sevdalarla gelmişlerdi? Her gün yüzlerine bakacak öğrencilerini, okul hayatı boyunca ne kadar hayal etmişlerdi? Köydeki bu manzarayı seyredince içimden ‘’İnşallah gitmek için gün saymıyorlardır’’ duasını etmeden duramadım. Bir öğretmenimizin özel bir dersaneden iyi teklifler aldığını, buna rağmen köyde devam ettiğini, bir öğretmeninde, önümüzdeki aylarda gideceğini üzülerek duymuştum. İkisinin de çalışkanlığından bahsetmişti Serbülent Abi. Daha doğrusu tüm öğretmenlerimizin gayretli olduğundan. Köylümüze okul meselesini açma ihtiyacı bile duymadım. Çünkü alacağım cevap belliydi. Orada benim çocuğum mu okuyor? Böyle bir şey olabilir miydi? Böyle bir mantık olabilir miydi? Evet orda senin çocuğun okumuyordu ama o okul senin okulundu. O öğretmenler senin köyünün misafiriydi. Okulda senindi, öğretmende öğrencide… Çok olmuştu bir köy okulu kapısından içeri girmeyeli. Saat geç olmasına rağmen öğrenciler dersteydi. Çünkü okulda ders harici tiyatro kursu ve sbs (Seviye Belirleme Sınavı) dersleride veriliyordu. Öğretmenlerimizin gününü kutladıktan sonra Muhammet’le ben, Hasan TEN hocamızla okulun sorunları hakkında konuştuk. İhtiyaçları belirledik, şuanda karınca kaderince tamamlamaya çalışıyoruz. İki hafta içerisinde de bu ihtiyaçlarını köyümüze ulaştırmayı düşünüyoruz. Sonuçta onlar bizim çiçeklerimizdi. Solmamalıydı. Burada o kadar sitem yazabilirim ki çiçeklerimiz için. Ben köy derneğimizin genel sekreteri olarak görevlendirildim. Ve sonuçta dernek benim derneğim diyen herkesin kabulüyle oraya getirildim. Dernek toplantısında okulumuzun ihtiyaçlarını dile getirdim. O zaman öğrencilerimiz henüz çiçek olmamıştı. Toplantıda yukarı mahalle ve cami mahallesinden dernek yönetim kurulu vardı. Ben işi bilemedim. Meğer öğrencilerimiz çiçekmiş, sulanmalıymış, solmamalıymış, siteden yayınlamalıymışım bunu. Dernek değil, siteler daha önemliymiş. Bilemedim işte. İnsan mühendis olunca ne oluyor, adam olmadıktan sonra, önünü bile göremedikten sonra, öğrencilere çiçek sıfatını veremedikten sonra. Ben kendi benliğimden vazgeçtim. Kendimi köy derneği havuzunda erittim. Ve tornuk.com’u sadece site olarak görüyorum. Sadece ve sadece bir web sitesi. Orayı basın yayın organı olarak görüyorum. Her şeyim olarak değil. Neyse bir şeye değeri kadar yer verilir. Bu site ve çiçek meselesine çok yer verdim bile.
     
       Öğretmenlerimiz demişken; sözü tabiî ki orada bırakacak değilim. Meslek grupları içerisinde, meslek hayatına en çok atılmak isteyenler öğretmenlerdir. Hatta öğretmenlerin bir çoğu; bir köy okulu öğrencilerine bir şeyler vermenin hayalini kurarlar hep. Kaldı ki; Öğretmen bir köyün her şeyidir. En az imamı kadar kıymetlidir. Ama muhtarından çok çok kıymetlidir. Köylere genelde stajer öğretmenler verilir. Kendisi istemedikçe mesleğinde yol almış bir öğretmeni köye göndermezler. Onlarda gitmek istemez zaten. Ama insan kendi köyüne hangi yaşta olursa olsun dönmek ister tabi. Köyüne dönünce de ya okulun müdürü olur yada mahallesinin… ben köyümüze stajer öğretmen verilmesine en çok sevinenlerdenim. Çünkü bu öğretmenlerimiz; hayallerini, ümitlerini, umutlarını, coşkularını, heyecanlarını, bilgi ve birikimlerini öğrencilerimize direkt yansıtacaklardır. Eğer biz onlara sahip çıkmazsak, zamanla bu azim ve çoşku azalır. O zaman okuldan ziyada köyle ve köy meseleleriyle ilgilenmeye başlarsın. Artık adeta ikinci köy muhtarısındır. Her neyse…
     
       Konular uzun. Olabildiğince derin. Manalar geniş. Yazacak ve söyleyecek o kadar çok şey var ki. Bizde aynı köyün insanıyız. Bizde o sıralardan geçtik. Biraz daha duyarlılık lütfen. Biraz daha gayret ne olur? Biraz daha ilgi alaka. Gençlerimizle ve çocuklarımızla biraz daha fazla ilgilenme. Onlara biraz daha değer verme. Sitemle değil, lütufla ıslahlarına çalışma. Çocuklarımızla dalga geçerek değil, onlara yarının büyükleri gözüyle bakarak değer verme. Öğretmenlerimize kendi oğul yada kızlarımızın öğretmen yada başka bir meslekte, başka köylerde gösterilmesini istediğimiz ilgi ve alakayı gösterme. O köye gelince gitmek değil, tayini çıksa bile kalmaları hissini onlara verebilme çabasını gösterme. Ama hizmet edenlerinin, ama gerçekten köyümüze bir şeyler verenlerinin. Bizim için her öğretmenimiz kıymetli. Onlara ve çiçeklerine biraz eğilelim lütfen. Ünlü filozofların tabiriyle çiçeklerimize… Yazdıklarımda kusur oldu elbet. Ama üç aşağı, beş yukarı, yukarı mahallenin de cami mahallesinin de üçtaşında sorunları hep aynı. Arkadaşlar, tüm mahallelerimizdeki değerli genç arkadaşlar; bu ve benzeri konulara duyarlılığınızı bekliyoruz. Yazılarınızı, yorumlarınızı, eleştirilerinizi, görüş ve önerilerinizi, sitemlerinizi…
    Köy dernekleriyle ilgili, köy ve mahallelerle ilgili, sitelerimizle ilgili. Bekliyoruz…
     
     
    Arkadaşına Öner - Sayfayı Yazdır
    Mail Adresiniz :      Arkadaşının Mail Adresi :
    Arkadaşına Not :
                        Sayfayı Yazdır
         Yorum Bölümü
    Yorum yapabilmek için Üye Olmanız Gerekmektedir.
    Yazarlar
    Mehmet UZUN
    Mehmet ÜNLÜ
    Nihat ŞAHİN
    Ab-ı Kevser
    Nihat İLERİ
    Dursun ÇAK
    Emrah ÇAK
    Muhittin KAYA
    Erdinç ÇAK
    Sami ÇAK
    Seçme Yazılar
    Gönderdikleriniz
     
     
    Şairler ve Şiirler
    Numan ÇAK
    Erdal KARA
    Sizden Gelenler
    Seçmeler
    Mahmut KARA
    İsa ÇAKAR
     
     
    Reklam
    Yaşanmış Hikayeler

    Eğlence

       
    ...

    Powerd ßy ARSBil.COM Web Tasarım, Hosting, Sesli Chat İnternet ve Danışmanlık Hizmetleri.