Yağmur taneleri ısrarla penceremin önünü döverken, acemi fotoğrafçılarda camdan yada gül tanesinden yağmur damlalı ilk resimlerini çekmeye çalışırken, ben yaylada uyanmak istediğim derin bir uykuya dalıyorum. Yağmurlar, üstü hardama kaplı tavanı dövmeye devam ederken hardamanın üstüne çekilmiş, bir eve haber verilmek için evin üstüne taş atmakla haber verildiğinden (ne acayip işlerimiz varmış ya.) yıpranmış naylondan süzülen damlalar evin içerisindeki sahana tın tın vururken hayatımın en tatlı uykularından birinden uyanmak isterdim. Herkesin utanç, benimse her zaman gurur duyduğum evimizle afırımızın ayrıldığı CABLAMA da yıllar öncesine ait, yazan BEN diye biten ve nasırlaşmaya yüz tutmuş, üzerinden yer yer tahta kurtlarının geçtiği yazılara teker teker göz atmak isterdim. Tavandaki çiviye asılı kayışsız pantolona uçkur ipi bağlayıp belimi sıkmak, sahana su doldurup kapıda yüzümü yıkamak isterdim. Artık alamuklaşmaya yüz tutan yayladan DAŞ BAŞIndan yükselen inek şahmanına takılırdı gözlerim. Ablamın oluğa YAL SUYU yaparım diye koyduğu KAZANlar çürümüş müdür şimdi. Kırmızı plastik bardaklar vardı çay bardağı niyetine kullandığımız, sıcaktan yüzeyi soyulurdu. Duvar başından ikiye katlanmış cüzümü kapıp, çamannı yoluna koyulacağım küçüklüğüme dönmeyi ne de çok isterdim. Şimdi hafta sonları miskin miskin uyuduğum istanbuldan, her sabah 6’da uyandığım sevgili yaylam, sana sesleniyorum. SENİ ÇOK ÖZLEDİM, ARTIK DAYANAMIYORUM...
Sen en sevdiğimi benden aldın, şimdi benle kavuşmayı bekleme. Sevgi yaşadıklarımızla yada yaşayabileceklerimizle alakalı değildir bence. Bir şeyi içinde büyütebildiğin kadar seviyorsundur ve belki de annenin bebeğine duyduğu sevgi ve şefkatte bundan kaynaklanıyordur.
Çocukların ÇIKTI ÇIKMADI çığlıkları eşliğinde köycü yolu beklemek isterdim. Araba yollarının ortasındaki çimenlerde çocukluğumu kaybettim gören bilen var mı? Hâlâ yazlaktan ve tumptan aşıyor mudur inekler... Dağların gönüllerime erimeyen karlar yağdırmışken acaba kendi dağları da eritmeden tutabiliyor mu karları YAYLAM. Arabaların hâlâ ormandan yayla çimenine kavuşunca motor sesini değiştiriyor mudur? Koyunların alabildiğine otlanıyor mu topuklu çimenlerinde. Dizinden altı çamura boyanan o elleri yüzleri öpülesi yayla çocukların dört tekerlilerini hazırladılar mı yazlak diki için? Akşamların şenlik yerine dönüyor mu hâlâ. Gençler, çocukları da alıp maşat alanının yolunu tutuyor mu gün kızıllığa kavuşurken. Kiminin öküzü gelmez, kiminin ineği ormanda kalır? Ellerde çıra ÇAT DERESİ’nden aşılıyor mu?
Domruk işçileri baltasına asılı azığıyla koşuyor mudur BMC kamyona. Sırgancık granın da yada Çamannı da arabaların ara gazı seslerine mi uyanıyor çocuklar hâlâ. Mektebinden SÜBHANEKE ALLAHÜMME sesleri yükseliyor mudur şimdi? Top sahasından benim gençliğimin sesleri kısıldı mı? Bir nacak sesi geliyor mu ormanın derinliklerinden. Traşlamaların da tadına doyum oymayan isli demliklerinde çay kaynıyor mu? Akşamları toplanıyor mu çocukların. Güvende tepesinden ay dağa inecekmiş gibi mi duruyor hâlâ. AY AKŞAMDAN IŞIK MI? SEVGİLİLERİN VARMI ESKİSİ GİBİ?
Ah o mis kokulu yayla bakkalları. Ne enfes kokuydu bir kez daha tatmak isterdim. Şimdi o koku da değişmiştir belki. Duvarı taş yapılı evlere FAKİR EVLERİ diyecek kadar yozlaştık mı yoksa? Televizyon belasını yayla evlerimize sokarak komşuluklarımızı bitirdik mi? Akşamları bir evde toplanılıp o tatlı yayla sohbetleri geçmişte kalmamıştır inşallah? Köyün şehri geçmişken acaba yaylan eski adetlerine devam ediyor mu? Ne olurdu yaylana ışık gelmeseydi. Ne olurdu beton evlerle güzel yüzünü çirkinleştirmeseydin?
Bıraktığım güzellikte değilsin biliyorum. Ormanların iyice seyrekleşti onu da biliyorum. Yine de benden çok şey kaldı sende. Senden de çok şey kalmış olmalı ki bende; şuan bu satırları kaleme alıyorum. Şimdi senden çok ama çok uzaklardayım. İSTANBUL’dayım.17 milyonu doyuran ve vatanı yapan bu şehir, senin hasretin karşısında çaresiz kalıyor işte. Bense çocukluğumdaki yarım yamalak hatıralarımla avunuyorum böyle. ŞAİR DİYOR YA! SENİ GÖRMEDEN SENİ SEYRETMEK DİYE. İşte benimkisi böyle bir şey. İçimdeki her şeye bir şekilde söz geçiriyorum da, söz sana gelince elime kalemi almadan duramıyorum.
Şimdi yine senin telaşındayım. Katılamayacağım harmancığının telaşındayım. Elimden bir şey gelmese de, yüreğim sana yetmese de telaşındayım işte. Benimkisi yersiz bir telaş biliyorum. Çünkü sen analardan şefkatli bir anasın. Sana gelmeyenlere bile kucak açarsın. Ekmeğin yoksa o buz gibi suyunu ikram edersin. Doktor değilsin belki, ama hastanelerden daha iyi şifa verirsin. Dostları sevgilileri kavuşturursun. Yıllardık özlediklerimizi, özleyenlerimizle bizi kavuşturursun.
Hayallerimde yaşattığım seni, uzaktan yakından gelecek sevgililerinle kavuşturmak istiyorum. Ben senin meftunun olarak yine televizyon başında olacağım. En ön sırada duracağım. Bir insan dostlarının mutluluğuyla mutluluğa kavuşur ya. Sen dostlarına kavuşunca, dostlarında senle mutlu olunca BENDE MUTLU OLACAĞIM.
Köylerimiz dernek yönetimi olarak biz bu işe yüreğimizi koyduk. Ve bunun birincisini hep birlikte başardık. Şimdi sıra ikincisinde. Bunu da Allahın izniyle hep birlikte başaracağız. İstanbul’daki törnüklülerimize özel Cuma günü akşam yola çıkıp, pazar günü dönmek ve pazartesi mesaisine yetiştirmek üzere yolcu sayısına göre otobüs yada yarım otobüs yada minibüs kiralamayı düşünüyoruz. Gidiş dönüş kişi başına 90 lira olup, katılmak isteyen arkadaşların isimlerini 1 temmuza kadar dernek yönetimimize bildirmeleri gerekmektedir.
DAVETLİSİNİZ EY DOSTLAR! Hatay’dan Antalya’dan Bursa’dan, Kocaeli’nden, İstanbul’dan, Samsun’dan, Ankara’dan, Trabzon’dan, Rize’den, Giresun’dan, Gümüşhane’den isimlerini ve şehirlerini unuttuğumuz tüm dostlarımızı, sevenlerimizi, gönüldaşlarımızı törnüğe gönül veren herkesi ama herkesi bekliyoruz.
Biliyorum bir sabah, yemşenlilerin dokuz dönümden aşağı inerken, sarıtaşla alaca ineklilerin çat deresinden gelirken, paçacılıların köy granından, merekgözülülerin bina yerinden, şaduluların, şıhlıların, Kürtün’lün, Doğankent’lin, Gümüşhane’lin Giresun’lun birleşen yollarına koyulmuşken; belki bende tıpkı eskisi gibi ayağımda kara lastik, tırlamış yüzümle ve bir çocukluk ümidiyle ve iki boklu danamla gizli traşlamandan çıkagelirim.
Dursun ÇAK |