AH KEŞKELERLE DOLU YAYLA HİKÂYEMİZ
Sevgili dostlarım, sizlerle çocukluğumuzda yaylaya göç esnasında yaşadığımız meşakkatli ve aynı zamanda da zevkli geçen günlerimizi paylaşmak istiyorum.
Yaylaya göç hazırlıkları eskiden bir hafta önce başlardı. Tohumlar ekilir. Değirmende unlar öğütülür, yatak yorganlar sarılır, inek danalar püsküllenir, koyun ve keçilerin çan kelekleri takılır, katır ve atlar gorlanır bezenirdi. Geçmişte böyle zenginlik arabası parası olan çok azdı. Katırın birde stil motorun var ise ağada sendin paşada. Yaylaya göçmeden önce kimse obamızı otlatmasın evlerimize zarar vermesin diye bekçi tutulurdu. Mayıs ayı içerisinde köy ihtiyar heyeti karar alır herkes aynı günde göçmek zorunda kalırdı. Birlik beraberlik en üst seviyede tutulurdu. Önceden araba sadece rahmetli Osman ve Ali TEMEL kardeşlerde vardı. Kimi BMC kamyonla, kimi katırlarla maddi imkânları olmayan gariban insanlarımızda sırtlarında yükler nice meşakkatle sitemli dağları aşarlardı. Bunlara rağmen dert yanmazlar yine de engin yüce dağlara Allah bizleri nasip etti diye şükür ederlerdi. Yaylaya göç sabahı hızlı bir koşuşturma başlar sabah beş-altı da kalkılır olandan bulunandan yenilir içilir, imkânlar dâhilinde en yenileri giyilir azıklar camadanlara doldurulur yola çıkılırdı. Sazlı bük, Akköy, çandır deresi, kez, yıldırım kayasında son mola ve bekçinin en son göç gelmeden izin vermediği hudut kapısı dövüşalanı. Rahmetli Mustafa BABAYİĞİT ve Salih KARA amca tatlı bir koşuşturma içinde sinir harbi başlardı. Belirli beklemeden sonra obaya girişler serbest demesiyle atak üstüne atak son sürat ilk obaya varma heyecanıyla son bulan yolculuk. Arabayla daha önceleri çıkan insanların yaktığı ateşlerin is kokusu, fıraktı yapanların balta sesleri, evlerde pişen ve paylaşılan sırganların kokusu vazgeçilmez güzelliklerdi. Kimi odun derdinde bazıları ev tamirinde kimisi ahır derdinde ama herkes mutlu ve heyecanlı. Günün yorgunluğu içilen çaylar uykuya dalan gözler ve yaylada ilk sabah. Bundan daha güzel ne olabilir dostlar. Yaylalarda birkaç gün kalınıp hazırlık yapılır, yardımı olan gönül rahatlı ile köye olmayan kalacak çocuklarını ve hayvanlarını konu komşuya emanet edip buruk bir şekilde yoldan yürüyerek yola koyulurdu. Evet, dostlar sabahları hartama veya tahta boşluklarından ahşap evlerin içine vuran güneş, birbirine karışan koyun inek sesleri bacalardan kıvrılarak çıkan duman ayrı bir güzelliktir. Kimisi bakacağa doğru kimisi harmancığa aşağı yol alır çobanların. Yanlarında bir ayran şişesi, bir parça kuru ekmek ve çökelek varsa birde plastik top değmen onların keyfine. Ne eşortman ne spor ayakkabı ne de başka yemişler, ayaklarda kara lastik onlardan mutlusu yok. Güneşin inmesiyle sırgancık gıranından çıkan koyun ve kuzular yazlak gıranından çıkan ineklerin sesi bir nağme gibi beynimizi okşar dururdu. Cuma günleri gelince güvende pazarına giden insanlar ve onları gelecek diye bekleyen çocukları. Keşke benim de imkânlarım olsa da gitsem iki kilo armut veya bir kilo pestille çocuklarımı sevindirsem diye iç çeken gariban insanların sessiz çığlıklarını duyanlardanım. Yıllarca bizleri sigortalı işlerden alıkoyan nice canlara mal olan orman işçiliği için bekler insanlar. Başka çıkar yolu yoktur. Maktalar harmancıkta taksim olur herkes mutlu bir şekilde işine koyulur motor ve balta sesiyle dağlar şenlenirdi. Ormandan yorgun dönen vucutlar sabah ışıkları ile tekrar gitmek için hazırlanan azık eline omzuna aldıkları keskin bir balta ve onları ormanda bekleyen isli bir demlik. Yinede mutlu azimli bir şekilde ekmek parası için çırpınan eller… Söylenen türküler, yapılan çıralar, inek altına atmak ya da evinin bir boşluğuna çakmak için ladin ağacından soyulan bir çul. Bir yevmiye daha yaptık diye sevinen kalpler toplu halde çıkış yaparlar ormandan. Bolat tepelerinde çobanlık yapanlar akşam olunca inekleri harmancık başından sağ selim çıkarınca cığlıkları ayyuka çıkardı. Mezarlı bükte oynan topların yorgunluğu kazan gölünde son bulurdu. Akşamın hüznü çökünce dilenin kırması köy gıranında verilen mola bir solukta obaya ulaşılırdı. Akşam maşatalanına gidilir yarın için maç sözü alınır tüm hazırlıklar yapılır erkenden oraya varılırdı. Aşağı mahalle yukarı mahalle tatlı bir rekabet tartışmalar bağırışlar derken maç son bulurdu herkes tatlı bir tebessüm ve mutluluk içinde kucaklaşarak ayrılır, Cuma gün uluköylü ile güvende de maç için karar alırdı. Yaylaların vaz geçilmezlerinden biri olan dumanlı havalar oba içi çamurlar en sıkıcı yönleriydi. Yağan yağmurlar ardından çakan güneşler gözleri okşayan inek şahmanları özlem duyduğumuz hatıralarımızdandı. Çeşme başında bir kova su almak için sıra bekleyen kadınlar ve çocuklar. Yapılan şakalar insanlar arasında dostlukların pekiştiği ortamlardı. Köydeki otların kazılıp bitmesiyle herkes ot göçü için yaylaya gelir şenliklere katılırdı. Obaya köyden gelen arabaların yanına koşan çocuklar ailesinden kimse yoksa buruk bir şekilde geri dönerdi baba ve anadan gelen tembihler veya az bir fasulye bir kavanoz kiraz herkesi sevince boğardı. Günler haftaları. Haftalar ayları kovalar ve ağustos ayı gelip çatar artık göçler başlar köylere. Obadan biri göçtü mü huzuru kaçar yaylaların ama şartlar onu zorunlu kılmıştır. Eylül ayı girince güz yaylası başlar. Aslında yaylaların tadı yeni başlar ama nafile sadece küçük ve büyük baş hayvanları olanlar hariç herkes kaçış idindedir. Çayırlarda biçilen otlar ve hazırlanan yükler arabalara yüklenip köye hareket başlar. Yayladan göçmenin burukluğu, vedalaşma, seneye ya kısmet diye iç geçirmeler ve gözlerden dökülen sitemli yaşlar. Yapılan tomruklar odunlar başlanır taşınmaya araba iniltileri korna sesleri yankılanır dağlarda. Herkes kazasız belasız bir tomruk sezonun bitmesinden dolayı sevinçlidir. Üç aydır hesaba yazılan borcun yüzünden suratını ekşiten bakkalcıların sitemli bakışları yerin dibine sokmuştur onları. Hele istihkaklar kesilsin şu paraları alalım borçları verelim elde ne kalır ümidiyle yaşar insanlar. On ay yiyip içip iki ay çalışıp umutları gelecek yıla bağlayan gariban vatandaşlarımız. Sevinçle gelinen yaylaların üzerine ayrılık hüznü çökmüş dağlar uğuldamaya ağlamaya başlamıştır artık her şey bitmiştir. Bizlere kucak açıp ekmek kapısı olan yaylalarımızı yabani hayvanlarla baş başa bırakıp son noktayı koyarak yıldırım kayasından ah keşkelerle ardımıza baka baka aşıp gitmişizdir. Evet, dostlar hepimizin yaşadığı yayla maceralarımızdan aklımın erdiği kadarını sizlerle paylaştım. Yüce Allah dirlik ve birliğimizi bozmadan eski dostluklarımızı tekrar yaşamayı bizlere nasip eylesin. Tüm köy halkımızı gönül hoşluğu içinde yüce dağlara tekrar nasip eylesin.
YAYLAM
ENGİN YÜCE YAYLAM KUCAK AÇ BANA,
KİMLER GELDİ GEÇTİ SORAYIM SANA.
SON BİR SÖZÜN VAR MI BU GARİBANA?
GÖZÜMDE TÜTERSİN ÖZLEDİM YAYLAM.
Numan ÇAK
Ocak 2010
...
|