 |
Sayaç |
 |
 |
 |
 |
 |
| Aktif Ziyaretçi | : | 6 |
Dün | : | 86 |
| Bugün Tekil | : | 5 |
| Bugün Çoğul | : | 5 |
| Toplam | : | 224811 |
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
 |
Bölüm : Haberler - Yayla Hikayemize Devam |
 |
 |
|
 |
... |
Numan Amca!
Eline, yüreğine sağlık. Çok güzel bir deneme olmuş. Özellikle yayladan dönüşü; hüzünlü bir şekilde dile getirmen çok güzel. Akşamları çan-kelek seslerinin oluşturduğu o eşsiz armoni kulaklarımızı çınlattı. Esdiken ne güzel değildi ki; şimdi hayatımızın standartları yükseldi de ne oldu?
Burada bende bizim zamanımızdaki bazı güzelliklerden bahsetmek istiyorum. Eskiden dört tekerliler vardı. (öyle ki; römorklu araçlar çıkmadan bizim köyde çift dingilli dört tekerliler vardı.) Yazlakta 27 tane dört tekerli saydığımı bilirim ben. Şimdi yaylada 27 tane insan toplanmıyor. Futbol literatürüne tek kale maç bizim köyden girdi belki de. Ben çok az yerde rastladım. Maçlar 5 te devre 10 da biter 2 de uzatma şeklinde oynanırdı. Eğer hakim takım yenikse 12+2 ve hatta 14+2 ye kadar uzardı. Direkten top dönmezdi. Çünkü direk yoktu. En çok pozisyon taş üstünden geçen toplardı. Tüm kavgalarda ondan çıkardı. Nedense gol kadar taş üstü pozisyonu olurdu. 3 korner bir penaltıydı. Sakara giden toplar maçlarda yarım saate varan duraklama dakikalarına sebep olurdu. Paçacı maçlarında çıkan olaylar; Fenerbahçe-Galatasaray maçında çıkan olaylardan aşağı kalmazdı. Genelde merekgözülü maçta yenilir, ama dayağını atmadan mezarlıktan beriye geçmezdi. Kuran kurslarımız vardı. Yaylada adeta bir asr-ı saadet yaşatırdı bize. Yağcı Osman Dede (ben böyle biliyorum hata varsa kusura bakılmasın.) ve Murat ÇAK hoca talebe kapasitesiyle en lüks kuran kurslarına meydan okurdu. Murat Uzun’la Sezgin mektebin demirbaşı kadar eskiydi Öyle tatlıydı ki o günler, hergün Murat HOCA'dan dayak yiyeceğimizi bile bile mektebe giderdik. Ama mektebin dayağı bile tatlıydı. Ben epey dayak yerdim. Yavuz polisin murat hocadan zar Allah-ı vardı. (yavuz kardeşim kusura bakma.). Ama şimdi düşünüyorum da keşke bir kaç dayak daha atsaydı da bir iki sure daha öğrenseydik. Murat Hoca'dan öyle tecvid dersleri alırdık ki; modern arapçaya meydan okurduk. Murat Hoca’nın maçları meşhurdu. Onun takımında olan şanslıydı; çünkü kendi takımı yenene kadar maçı uzatır, takımı bir farkla öne geçince hemen maçı bitirirdi. Kuran kursundaki öğrenci sayısı yer yer 160-170 i bulurdu. Ben 169 hatırlıyorum mesela. Biz şimdi bir çocukla bile idare edemezken onlar 150ye yaklaşan çocukları okuturdu. Tabiî ki terbiye için dayak atacaktı. İlim terbiye ile olurdu zaten. Ne hatimler edildi o Kuran kurslarında. Nice gençlerimiz dini imanı orada öğrendi. Çok güzeldi çok.
Birçoğumuz NEFRİ TOKMAĞINI UNUTTU belki. CELECOŞun tadı bir yana ismini bile unuttuk. Közde öyle tırmıtlar pişirirdik ki; kebaptan daha lezzetli olurdu. Her ne kadar yanında ekmeği hep yetersiz olsa da. Şenlik akşamlarının curcunası hâlâ kulaklarımızdadır. Mantar tabancası sesleri. Mızıkalar. (Mızıka sesini bir hayal etsenize içiniz çok acıyacak.) Yaylanın sabahları bambaşkadır. Evlerin bacalarından çıkan duman kara trenlerin dumanlarından aşağı kalmaz. Hele domruğa giden kamyonların ara gazı sesleri, vo von diye dillerimize doladığımız kornaları. Bizim evin günlük ziyaretçisi Allaha hamdolsun en lüks alışveriş merkezini bile geçerdi. Engüllerin kokusu 100 metreden duyulurdu. Yaylaya ilk çıkıldığında it keserleri olurdu. Onların satıldığı zamanların sonuna yetiştik biz. Zehirli mantar satılırdı Girbiçço Sedat Amcaya. O hem mantarı alır, hem az para verir, nedendir bilinmez yanlış ebe götürünce bizi dövecek bile olurdu. Harmancıkta EMİ EKMEK EKMEK sözlerini utançla değil, büyük bir gururla yazıyorum şimdi. Yaylaya duman bir başka çökerdi. Ay ışığı gündüz gibi aydınlatırdı geceyi. Öyle dolu yağardı ki, seyrine doyum olmazdı. Ben yaylada hiç aşık olmadım. Ama eminim aşklar bile yaylada bir başka yaşanırdı.. TEREKBAŞI ve DUVARBAŞI sıkça kullanılan tabirlerdi. Ben hiç traşlamada çalışmadım. Ama BAĞLAK’ı hep merak ederdim. Danaların ishal olması nice genç yaylacı kızı uykusuz bırakmıştır. Köye en sık tenbih; anam ishal ilacı göndersin. Perşembeye gelürüm demezse cumartesi mutlaka yayla da olsun diye şuan için ceviz kabuğunu doldurmayan tembihlerdi. Hayatımın en tatlı korosunu yaylada dinledim ben. AŞTI-AŞMADI ÇIKTI-ÇIKMADI sözleri ÇOCUKLARIN AĞZINDAN ÖYLE YANKILANIRDI Kİ.
Köyden haftanın 3 günü araba gelirdi. Pazartesi, Çarşamba ve Cumartesi. Annem yük göndermiş mi? Bana bir tembihi var mı diyen soluğu BELde alırdı. Hüzünleri bir başkaydı. Sevinçleri daha bir başkaydı. Yükün dizaynı bile harikaydı. En altta darı unu ve pancar. Yeni olgunlaşmaya başlamış birkaç gozak elma ve armut. Ve onun arasına sıkıştırılmış birkaç patak fındık. Değerlerimiz ne kadar değişmeye yüz tutmuş değil mi? Ben yakın zamanda yaylaya çıkmadım. Belki hâlâ eskisi gibi yaşanıyordur. Ne yazsak ne söylesek az. Amcamın yazısına yorum yapayım dedim. Yazıyı aşan bir yorum oldu. Unuttuğum ve yazmadığım o kadar çok şey var ki. Mesela yayladaki bakkalların kokusu enfesti. Kadiron bakkalının önündeki çekirdek kabuğu kalınlığı yer yer 10 cm’yi geçerdi. Demokratikleşmede oradan başladı. Türkiye bile çok partili sisteme yeni alışamaya başlarken bizim genç ağabeylerimiz Düzen Partisi bile kurmuştu. Halilbağdaki Metin Amcayla Kiziroğlu Market şimdinin carrefoursa sı ve migros u kadar işlekti. Pi. İsiyengilin uşağının topu hiç patlamazdı. Beytullahın da dört tekellisiyle beyaz plastik topu uzun süre yıllara meydan okurdu. Hashatun ablanın bir tavası vardı alt topanın hepsi onda mutlaka bir şey pişirmiştir yada kızartmıştır. Ah akşamları inek bir kaybolmaya dursun; neydi o çileler. Ama bir o kadarda unutulmaz ve tatlıydı. Gırıklık suyu hiç hasta etmezdi. Çat deresine ne kuruyo derler unuttum şimdi. Ocak mı yada hatırlayamadım şimdi. Tüm çamaşır, yatak yorgan bezi orda yıkanırdı. O kadar özenle korunurdu ki traşlamalar. Şimdi o kadar ormana kıyılınca insanın bas bas bağırası geliyor. Ne emekler harcandı o fidanlar yetişsin diye. Rahmetli Mustafa dede, Cezim Şaban Amca ve Kelo Salih Amca. (Haklarını helal etsinler çok üzdük onları.) Ne yazsak ne söylesek az yayla hakkında. Ben yazıyı toparlamaya çalıştıkça o daha da açılıyor. Ama şimdi özlemiştir bizleri. Nerde kaldı benim hasretle beklediğim ziyaretçilerim diyordur. Hıdırellez Günü nü çekiyorlardır iple. Ama kırgındırlar bizlere. Ne sadık olabildik, ne sadık kalabildik… Üstünü beton yığınlarıyla doldurduk. Belki gerekliydi, köyümüzün iş kapısıydı. Ama şimdi memnuniyetsizliklerimiz arttı. Artmaya da devam edecek. Enerji nakil hatlarının açıktan geçmesine biz izin verdik. Şimdi onun yaydığı manyetik dalga ve radyoaktif dalgalarada biz maruz kalacağız. Cennet gibi KEZi cehenneme çevirdik. Şimdi ateşinde kavrulma zamanı. Eleştirmiyorum, hoş görüyorum. Ama bir güzel sözle yorumumu nihayete erdireceğim. İNSANLAR ÖMÜRLERİNİN YARISINI PARA KAZANMAK İÇİN, SAĞLIĞINI HARCIYARAK GEÇİRİRLER. YARIDAN SONRASINIDA, SAĞLIKLARINI KAZANMAK İÇİN PARA HARCIYARAK.
SEVGİ, SELAM VE DUA İLE.
AMCA YORUMUN MAKSATINI AŞTIYSA ÖZÜR DİLERİM…
SİZ BU KONUYU DİLE GETİRMESEYDİNİZ, BEN TEK KELİMEDE YAZAMAZDIM…
... |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
 |
Yorum Bölümü |
 |
 |
| | Yorum yapabilmek için Üye Olmanız Gerekmektedir. |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
 |
Yorum Bölümü |
 |
 |
 | | numancak Yorum Sayı : 0 |
|
 |
| Yrm:Yayla Hikayemize Devam | | onaylayıp onaylamayı site yapımcıları sizlere sormuyor.Burası serbest kürsü isteyen istediğini makul bir ölçüde gündeme getirir. sende yazabilirsin. | | Ekleme Tarihi : 12/01/2010 Saat : 19:09 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
 |
Yorum Bölümü |
 |
 |
 | | muhendis Yorum Sayı : 0 |
|
 |
| Yrm:Yayla Hikayemize Devam | | ekara, ben senin ebcunü bozmadım. üstüne naylon çekilmiş hardamadan ev çatınıda daşlamadım. dört tekellinin tekelinide kırmadım. çeşmede su doldururkun sıranıda almadım. goruna malda guymadım. alibey amcaya askerde komutanı küfretmişte; alibey amca: vaa komutanım u senin bana ne demeni di? demiş. EKARA HO SENİN YAZDIKLARIN NE ALLAH AŞKINA? | | Ekleme Tarihi : 12/01/2010 Saat : 08:21 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
 |
Yorum Bölümü |
 |
 |
 | | ekara Yorum Sayı : 0 |
|
 |
| Yrm:Yayla Hikayemize Devam | | onaylamayın okuyunuz.... (Paçacı maçlarında çıkan olaylar; Fenerbahçe-Galatasaray maçında çıkan olaylardan aşağı kalmazdı. Genelde merekgözülü maçta yenilir, ama dayağını atmadan mezarlıktan beriye geçmezdi. Yağcı Osman Dede) bunları yazan arkadaş yukardakileri yazdıklarını gözden geçirebilirmi.... | | Ekleme Tarihi : 10/01/2010 Saat : 01:13 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
 |
Yorum Bölümü |
 |
 |
 | | erguvan Yorum Sayı : 0 |
|
 |
| Yrm:Yayla Hikayemize Devam | | Dursun hoca yazını büyük bir zevkle okudum. özellikle ilk bölümde bol bol güldüm. bizim topumuz patlamazmış. düşündümde ben yılda bir defa top alırdım oda ikinci gün kesin patlardı. hani o eşek tikeni var dı ya top düşmanı... bi defa bizim uşakların hangisi bilmem bi patlak futbol topu bulmuşlardı. belki odur. iki sene o topu oynadık.sonra kayboldu. numan abi ve sana bizi maziye götürdüğün için teşekkür ederim. | | Ekleme Tarihi : 08/01/2010 Saat : 18:48 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
|
|
 |
Yazarlar |
 |
 |
 |
 |
 |
| Mehmet UZUN |
| Mehmet ÜNLÜ |
| Nihat ŞAHİN |
| Ab-ı Kevser |
| Nihat İLERİ |
| Dursun ÇAK |
| Emrah ÇAK |
| Muhittin KAYA |
| Erdinç ÇAK |
| Sami ÇAK |
| Seçme Yazılar |
| Gönderdikleriniz |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Şairler ve Şiirler |
 |
 |
 |
 |
 |
| Numan ÇAK |
| Erdal KARA |
| Sizden Gelenler |
| Seçmeler |
| Mahmut KARA |
| İsa ÇAKAR |
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|