 |
Sayaç |
 |
 |
 |
 |
 |
| Aktif Ziyaretçi | : | 6 |
Dün | : | 204 |
| Bugün Tekil | : | 23 |
| Bugün Çoğul | : | 80 |
| Toplam | : | 228296 |
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
 |
|
 |
 |
Her toplumun kendine has yaşam tarzları, inançları veya batıl inançları, örf ve adetleri vardır. Bu yazımızda da köyümüzde eskiden beri var olan bazıları hala günümüze kadar gelmiş bazıları ise mahallelerimize göre değişiklik gösteren bazı adetlerden bahsedeceğiz.
BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ ?
Kız nişanlandıktan sonra evlenene kadar nişanlısını göremediğini ve konuşamadığını gördüğü zaman ondan kaçtığını, konuşursa ailesi tarafından azarlandığını,
Kız babasının kızının düğününe gitmesinin ayıp karşılandığını,
Mezarlıkta ocak sayılan yerlere adak olarak uğur getirsin diye ekmek, yamalık, saç, iplik bağlandığını,
Cazı (cin-cadı) gelmesin diye ekilen tarlaya mayıs ayının birinci gecesi eşek dikeni, kuşburnu dikeni, alıç dikeni gibi dikenli ağaçların dikildiğini,
Yeni doğan kuzunun üşümesin diye eve getirildiğini ve 1 hafta evde sepet altında beslendiğini, buzağıların da yine evde üşümesin diye ateşin yanında yatırıldığını,
Guguk kuşu (Baykuş) kimin evine yakın öterse o sene o evden birinin öleceğine inanıldığını,
Nisanın birinci günü sabah namazından sonra gavur üzerimize basacak diye uyunmadığını, gavura küfür olsun diye eve salıncak asılarak büyük-küçük akşama kadar evde sallanıldığını, sallanırken
Gavur gavura,
Gavur Harman Savura,
İnce iğnem gözüne,
Kalın iğnem dizine, çiğnedik gavuru diye mani tutturulduğunu,
14 Mart (eski takvimde 1 mart) günü eve uğur getirsin diye, inek, koyun, kuzu gibi hayvanların, 1 tulum suyun eve getirildiğini, bunlardan önce bir insan gelirse uğursuzluk getireceğine inanıldığını, bunlar olduktan sonra bereket getirsin diye ilk gelen misafire yemek verildiğini,
Hıdırellez günü eski takvimde 23 Nisan (6 Mayıs) kazma tutulmadığını (doğan çocukların eli çolak-felç olur), kapı kilitlenmediğini (doğan çocuğun dili söylemez), değirmene gidilmediğini (değirmen dönerse hayvanlar doğduğunda sakat doğar), hayvan kesilmediğini (kesilirse daha sonra doğacak hayvan sakat olur), tarak tutulmadığını (1 sene başta yangı olur),
Sevdalık çekenlerin (aşık olanların) sarımsaklı en ve gazelli ende buluştuklarını,
Kız ne kadar severse sevsin babanın dediğini aldığını,
Kız babasının gençler birbirini sevse de yine de başlık parasına oturduğunu,
Kız sevdiğine mektup yazacak diye ilkokula verilmediğini oysa kızların gizli gizli mektup yazmak bi yana direkt konuştuğunun babalar tarafından bilinmediğini,
Elektrik ve hopörlör olmadığından sesi yüksek kişilerin Akköy, Üçtaş, Ambarlıya samanlı boğazdan, Şadıya hıdır gıranı ve köfüden, şıhlıya topuklayanın öbür yüzünden avazı çıktığı kadar bağırarak anons ettiğini,
Törnük, Şadı ve Şıhlıda mevlit, cenaze düğün gibi olaylarda, Törnükte olursa Şadı ve Şıhlıda Şadı ve Şıhlıda olursa Törnükte kapı kapı dolaşılıp haber verildiğini ve davet edildiğini,
Düğün davetiyelerinin kart yerine sabun olduğunu, sabunu getiren düğün çağırıcısına bahşiş, darı, fındık, para verilip; boş gönderilmediğini,
Cenaze sahiplerinin acısı olmasına rağmen gelen cemaat rahat etsin diye hayvan keserek cemaat e ikram ettiğini,
Cenazenin üçüncü günü sal indirme yerine mezarlığa yemek indirildiğini,
Düğün olduğunda gelinin ayıp görülür diye kendi düğününe damadın da gelin almaya gidemediğini,
Uğursuzluk getirir diye süpürgeye oturulmadığını (günahtır) , ipe oturulmadığını (kadınlar doğum sancısını çok çeker) , evin eşiğinde oturulmadığını (her türlü uğursuzluk getirir), Tarla sınırına oturulmadığını,
Kız istemeye gidenlerin iş hayırlı olsun diye çamaşırlarını ters giyindiğini,
Kadınlar doğum sancısı çekerken, kadın rahatlasın ve bebek bir an önce dünyaya gelsin diye erkeklerin dışarıda 1 şarjör mermi boşalttığını, hatta doğumu yaklaşan kadının ailesinin ev ev dolaşarak silah aradığını,
Kadınlar doğum sancısı çekerken sıcak olsun diye hayvan gübresi ile sarıldığını,
Ay ve güneş tutulmasında sala okunduğunu, silah atıldığını, tenekeye vurulduğunu,
Yeni sünnet olan çocuğun yarasının kanın durması için tezek yakılıp külünün yaraya bastırıldığını,
Yeni evlenen gelinin bahşişini alıncaya kadar kayınpederi ve damadın diğer akrabaları ile sesli olarak konuşmadığını,
Yeni doğanın göbek bağının çalışkan olsun diye baltanın üzerinde, zengin olsun diye paranın üzerinde kesildiğini,
Göbek bağı düştükten sonra yıllarca çocuğunun beşiğinin baş ucunda saklandığını,
Çocuğun ilk dişleri düştüğünde kapıya çıkıp “Karga bu dişimi al bana yeni diş ver diye dişi kargaya attığını”
Gelinin damat evine gelinceye kadar her sınırda bekleyip bahşiş almadan ilerlemediğini,
Doğum sancısı çeken kadının rahat doğum yapması için, eğer küs olduğu biri varsa, küs olduğu kişinin eve çağırılıp elinin yıkatılarak avuç içinden hamile bayana elini yıkadığı suyun içirildiğini,
Damadın gelin eve girerken dama çıkıp bereket getirsin diye gelinin şemsiyesinin üzerine mısır tanesi, fındık, şeker, para döktüğünü,
Gelin eşikten içeri girerken ayağının ucuna bir tencere su koyulup ayağıyla vurdurulup suyu dökmesinin istendiğini,
Yeni gelin tahta su kabı (gufa) ile suya gittiğinde bilmeyerek kufa sırtından düşer kırılırsa o gelinin uğurlu sayıldığını,
Yeni doğan bebeğin beşiğine al basması olmasın diye, bıçak, orak, erkek giysisi konduğunu,
Mevlit (davet) ve düğünlerin yemek menüsünün genellikle (gendeme, arpa çorbası, taze fasülye, (patatesli), sütlaç, makarna, komposto ve helvadan oluştuğunu)
Gelin yeni evine geldiğinde bereket getirsin diye tereğe un saçtığını, ocağı sönmesin diye ateşi ölçerdiğini,
Kırklı bebek veya yeni evlenen çiftler cenaze olduğunda basılmasın (üzerine ağırlık-karabasan çökmesin) diye cenazenin geçtiği yoldan daha yukarılara çıkarıldığını,
Kırklı bebek veya yeni çiftlerin yine aynı sebepten evinde 40 gün lamba yakıldığını,
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
|
|
|